Kaygı Bozukluğu Nedir? Belirtileri ve Başa Çıkma Yolları
Kaygı, yaşamın doğal bir parçasıdır. Önemli bir görüşme öncesinde, geleceğe ilişkin belirsizlik yaşarken, sağlıkla ilgili bir sorunla karşılaşıldığında ya da günlük sorumluluklar arttığında endişeli hissetmek olağandır. Hatta belirli düzeyde kaygı, kişinin olası riskleri fark etmesine ve karşılaşacağı durumlara hazırlanmasına yardımcı olabilir.
Ancak bazı dönemlerde endişe yalnızca belirli bir olayla sınırlı kalmaz. Zihin sürekli olumsuz ihtimalleri değerlendirmeye başlayabilir, kişi rahatlamakta zorlanabilir ve bedensel bir gerginlik hissedebilir. Bu durum günlük yaşamı, ilişkileri, çalışma hayatını veya kişinin kendisini nasıl hissettiğini belirgin biçimde etkiliyorsa yaşanan kaygının daha yakından değerlendirilmesi gerekebilir.
Kaygı bozukluklarında önemli olan yalnızca “çok endişelenmek” değildir. Kaygının ne kadar sürdüğü, ne kadar yoğun yaşandığı ve kişinin yaşamını ne ölçüde etkilediği de önemlidir.
Normal Kaygı ile Kaygı Bozukluğu Arasındaki Fark Nedir?
Günlük hayatta herkes zaman zaman kaygılanabilir. Yaklaşan bir sınav, iş görüşmesi, maddi bir sorun veya önemli bir karar öncesinde hissedilen endişenin belirli bir nedeni vardır ve çoğunlukla durum ortadan kalktığında kaygının şiddeti de azalır.
Kaygı bozukluğunda ise endişe daha kalıcı bir hâl alabilir. Kişi henüz gerçekleşmemiş olayları tekrar tekrar düşünürken “Ya kötü bir şey olursa?”, “Ya başaramazsam?” veya “Ya kontrolümü kaybedersem?” gibi ihtimaller üzerinde uzun süre durabilir. Bazen ortada belirgin bir tehlike olmadığı hâlde beden ve zihin tehdit varmış gibi tepki verebilir.
Bu nedenle kaygının varlığından çok, kaygının kişinin hayatındaki yeri önemlidir. Endişeler günün önemli bölümünü kaplıyor, kişinin dikkatini toplamasını zorlaştırıyor, uyku düzenini etkiliyor veya bazı ortamlardan kaçınmasına neden oluyorsa bu durumun değerlendirilmesi yararlı olabilir.
Kaygı Bozukluğu Belirtileri Nelerdir?
Kaygı bozukluğu belirtileri herkeste aynı şekilde ortaya çıkmaz. Bazı kişiler daha çok düşüncelerindeki yoğunluğu fark ederken bazıları önce bedensel belirtileri hissedebilir.
Zihinsel ve Duygusal Belirtiler
Sürekli kötü bir şey olacakmış hissi, geleceğe yönelik yoğun endişe, düşünceleri durdurmakta güçlük, huzursuzluk, kolay gerilme ve dikkati toplamakta zorlanma görülebilir.
Bedensel Belirtiler
Kalp atışının hızlanması, terleme, titreme, nefes alışverişinde değişiklik, kaslarda gerginlik, baş veya mide rahatsızlıkları ve uyku sorunları yaşanabilir.
Davranışlarda Görülebilen Değişiklikler
Kişi kendisini kaygılandıran bir toplantıya katılmamaya, sosyal ortamlardan uzak durmaya veya belirsizlik yaratabilecek durumlardan kaçınmaya başlayabilir.
Burada önemli bir nokta vardır: Tek başına bu belirtilerden birinin görülmesi, kişinin bir kaygı bozukluğuna sahip olduğu anlamına gelmez. Belirtilerin süresi, yoğunluğu, ortaya çıktığı koşullar ve günlük yaşama etkisi birlikte değerlendirilmelidir.
Sürekli Kaygı Neden Ortaya Çıkar?
“Her şey yolunda görünüyor ama neden sürekli kaygılı hissediyorum?” sorusu birçok kişinin kendisine yönelttiği bir sorudur.
Bunun her kişi için geçerli tek bir cevabı yoktur. Kaygı bazen uzun süredir devam eden stresle, yaşam değişiklikleriyle, belirsizliklerle veya geçmiş deneyimlerle ilişkili olabilir. Bazen de kişinin olayları değerlendirme biçimi ve belirsizliğe karşı verdiği tepkiler kaygının sürmesine katkıda bulunabilir.
Genetik, biyolojik ve çevresel etkenler de kaygının ortaya çıkmasında rol oynayabilir. Bu nedenle “anksiyetenin tek nedeni şudur” şeklinde bir açıklama çoğu zaman yetersiz kalır. Kişinin yaşam öyküsü, güncel koşulları ve kaygıyı nasıl deneyimlediği birlikte ele alınmalıdır.
Anksiyete Günlük Yaşamı Nasıl Etkileyebilir?
Anksiyete, yalnızca kişinin kendisini huzursuz hissetmesinden ibaret olmayabilir. Sürekli zihinsel olarak olabilecekleri hesaplamaya çalışmak zaman içinde yorucu hâle gelebilir.
Kişi bir işi yapmadan önce uzun süre düşünüyor, karar vermekte zorlanıyor veya hata yapmamak için tekrar tekrar kontrol ediyorsa günlük görevler eskisinden daha fazla zaman almaya başlayabilir.
Sosyal yaşam da etkilenebilir. Yanlış anlaşılma, eleştirilme veya olumsuz değerlendirilme ihtimali üzerinde yoğunlaşmak bazı kişilerde sosyal ortamlardan uzaklaşmaya yol açabilir.
Bir başka önemli konu ise kaçınmadır. Kaygı veren bir durumdan uzaklaşmak kısa vadede rahatlama sağlayabilir. Ancak kişinin hayatını giderek kaygı yaratabilecek durumlardan kaçınacak şekilde düzenlemesi, hareket alanının zaman içinde daralmasına neden olabilir.
Kaygıyla Başa Çıkmaya Çalışırken Neler Yardımcı Olabilir?
Kaygıyla başa çıkmak, bütün endişeleri bir anda ortadan kaldırmak anlamına gelmez. İlk adımlardan biri kişinin kendi kaygısını fark etmesi ve hangi durumlarda arttığını gözlemlemesidir.
Günlük Düzeni Desteklemek
Düzenli uyku, fiziksel hareket, günlük rutinin korunması ve kişinin kendisine dinlenebileceği zaman ayırması genel iyi oluşu destekleyebilir. Duyguları güvenilen kişilerle paylaşmak da bazı insanlar için yardımcı olabilir.
Düşünce ile Gerçeği Birbirinden Ayırmak
Zihinden geçen her düşünceyi kesin bir gerçek olarak kabul etmemek önemlidir. “Kesin kötü sonuçlanacak” düşüncesi ile “Şu anda kötü sonuçlanabileceğinden endişeleniyorum” ifadesi aynı şey değildir.
Düşünce ile gerçekleşmiş bir olay arasındaki bu ayrımı fark etmek, kişinin yaşadığı süreci daha iyi anlamasına yardımcı olabilir.
Kaçınma Davranışlarını Fark Etmek
Kaygı yaratan her durumdan tamamen kaçınmaya çalışmak uzun vadede her zaman yararlı olmayabilir. Kişinin kendisini zorlamadan, güvenli ve yönetilebilir adımlarla kaçındığı durumları ele alması farklı bir deneyim geliştirmesine yardımcı olabilir.
Ne Zaman Psikolojik Destek Düşünülebilir?
Her kaygı profesyonel destek gerektirmez. Ancak sürekli kaygı kişinin günlük yaşamını belirgin biçimde etkilemeye başladıysa, endişeleri kontrol etmek giderek zorlaşıyorsa veya kişi kaygı nedeniyle yapmak istediği şeylerden uzaklaşıyorsa profesyonel destek düşünülebilir.
Özellikle uyku, iş veya eğitim hayatı, sosyal ilişkiler ve günlük sorumluluklar etkilenmeye başladığında yaşanan güçlüğü yalnızca “stresli bir dönem” olarak değerlendirmek yeterli olmayabilir.
Psikolojik destek sürecinde amaç yalnızca kaygıyı bastırmak değildir. Kişinin kaygıyı hangi durumlarda yaşadığını, düşünce ve davranışlarının bu süreçle nasıl ilişkili olduğunu ve yaşamında hangi alanların etkilendiğini anlamak önem taşır.
Bu süreç kişiden kişiye farklılık gösterir. Bu nedenle internette okunan bir belirti listesi kişinin kendi kendine tanı koyması için kullanılmamalıdır. Belirtilerin kişinin özel koşulları içerisinde değerlendirilmesi gerekir.
Kaygıyı Anlamak Neden Önemlidir?
Kaygı çoğu zaman kişiye “bundan hemen kurtulmalıyım” düşüncesini hissettirebilir. Oysa kaygıyı anlamaya çalışmak, onunla kurulan ilişkiyi değiştirmek açısından önemli bir başlangıç olabilir.
Hangi düşüncelerin endişeyi artırdığını, kişinin hangi durumlarda kaçınmaya yöneldiğini ve bedeninin kaygıya nasıl tepki verdiğini fark etmek yaşanan deneyimi daha anlaşılır hâle getirir.
Amaç hayatın içindeki tüm belirsizlikleri ortadan kaldırmak değildir; çünkü bu mümkün değildir. Daha gerçekçi hedef, belirsizlikler varlığını sürdürürken kişinin yaşamını yalnızca kaygının belirlemediği bir noktaya doğru ilerleyebilmesidir.
Psikolog Sude Çakır, bilimsel temelli yaklaşımlar doğrultusunda bireyin yaşadığı güçlükleri bireyin yaşam koşulları içerisinde ele alarak psikolojik destek sürecini kişinin ihtiyaçları ve hedefleri doğrultusunda yapılandırmaktadır.